On beş yıldır şarkı yazıyorum.
Her şarkıyı bir oda gibi kuruyorum. İçine girilen, bir süre kaybolunan, çıkıldığında üstünde bir koku kalan odalar. Kimi kan kırmızısı, kimi ritüel altını, kimi baş döndüren bir yeşil. Hepsi aynı koridordan açılıyor.
Uzun süre kim olduğumu anlatmaya çalıştım. Adımı, kılığımı, sesimi değiştirdim. Sonra anladım ki kalıcı olan cevap değil, soru. Bütün bu odalar tek bir cümlenin etrafında dönüyor: kamer kim?
Önce kelime gelir. Melodi kelimeye bakar, ona göre şekil alır. Bir satırı doğru bulana kadar şarkıyı bitmiş saymam — çünkü yalan bir satır, bütün odayı boş bir vitrine çevirir. Ben boş vitrinden nefret ederim.
Ne içinde ne dışında, kenarında bir yerlerdeyim.
Bu sayfa bir özgeçmiş değil. Bir kapı. Aşağıdaki dünyalara girersen, beni anlatmama gerek kalmaz — zaten oradayım.